11 Nisan 2016 Pazartesi

Kırmızı Saçlı Kadın- Orhan PAMUK

Bir kitabı güzel yapan nedir?Ya da bir yazarı iyi bir yazar yapan?Sanırım ben bir kitabı okurken yazarla bağ kurabiliyorsam,onun zihnine girebiliyorsam ve yazar cümleleriyle kalbime dokunabiliyorsa,yazarı beğeniyorum.İşte bu benim yazarım diyebiliyorum.

            Nobel ödüllü bir yazarı eleştirmek haddim değil belki ama  okurken hissettiklerimi anlatmak istiyorum sadece.Orhan Pamuk’un kitaplarını okurken onun zihnine girebiliyorum da o benim kalbime dokunamıyor nedense.

            Kürşat Başar için “Yaz” kitabında hikayenin bir türlü içine girememiş demiştim.Orhan Pamuk ise her kitabında olduğu gibi hikayenin o kadar içine girip bazı yerlerde detaylandırmış ki bana düşünecek bir şey bırakmamış.Ve detaylandırmasını beklediğim yerleri daha yüzeysel geçmiş.

            Kitaptaki kahramanımız Cem,bir lise öğrencisi.Bir yaz tatilinde kuyucu çıraklığı yapıyor.(Bir su kuyusu kazacak kadar teknik bilgiye sahip oluyorsunuz bu kısmı okurken :) )
Arka kapak tanıtım yazısında Cem için, bir aşk deneyimi bütün bir hayatı belirler mi diye soruyor.Kitabın son 20 sayfasına gelene kadar arka kapaktaki yazıyla romanın içeriğini bağdaştıramamıştım.Hatta son 20 sayfaya kadar kahramanımızın hayatını sonlandıracak şeyin ilk aşk deneyimi olmadığına emindim.Acele karar vermişim meğerse.

            İşte bu son 20 sayfa kitabın ikinci kısmı.Kitap iki kısımdan oluşuyor.Birinci kısımda hikayeyi Cem’in ağzından dinliyoruz.İkinci kısımda ise Cem’in ilk aşkı Kırmızı Saçlı Kadın’ın ağzından.Anlatıcı değişiyor ama bunu  hissedemiyorsunuz.Tıpkı her karakteri aynı kişinin seslendirdiği ucuz dublajlı filmler gibi.İkinci kısımda yazarımız kullandığı dili kesinlikle değiştirmeliydi.Üstelik anlatan kişilerin arasındaki yaş farkını da düşününce,aynı cümlelerle konuşmaları hoş durmamış.

            Yazarımız Cem’in babası ve ustasıyla ilişkisinden yola çıkarak Sophokles’in Kral Oidipus(babayı öldürme) ile Firdevsi’nin Rüstem ve Sührab (oğulu öldürme)efsanelerini karşılaştırmış.Doğunun ve batının iki önemli efsanesini birbirine bağlamak iyi bir yazara yakışır zaten.Ama yazarımız sanırım bu karşılaştırmayı okuyucular bir kerede anlamaz diye sürekli tekrar etmiş.Bu kadar tekrara yer vermesi olayın önemini arttıracağına azaltmış.
           
            Kitabın başından itibaren hikayenin baş kahramanı rolündeki kişinin ikinci kısımda alelacele ortadan kaldırılması da hoş olmamış.Kitabımızın ikinci kısmı ise daha vahim.20 sayfaya çok fazla olay sığdırmaya çalışmış.Başarılı olamamış.Her ne kadar çok detaycı olduğu için eleştirsem de Orhan Pamuk’un başarısı detaycılığında bence.Bir olayı,kişiyi ya da yeri size öyle bir anlatır ki olayın geçtiği yoldaki kaldırım taşlarını bile sayabilecek hale gelirsiniz.Bu özellikteki bir yazar, neden kendini 20 sayfaya sıkıştırır anlamış değilim.

Kitabın çok kısa bir sürede ve hiç reklamı yapılmadan çıktığını da düşününce Orhan Pamuk ne yapmaya çalışmış diye düşünüp duruyorum açıkçası.

Ve kitaptan bana kalan;yaşadığımız her olay hayatımızın nasıl sonlanacağını belirleyecek kadar önemlidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder