6 Temmuz 2016 Çarşamba

Efsane - İskender PALA

Akdeniz fatihi Barbaros Hayreddin Paşa’ nın hikayesi arasına serpiştirilmiş bir leyla ile mecnun hikayesi bu.Ya da bir aşk hikayesinin içinde,Barbaros Hayreddin Paşa’ nın hayatından kestiler mi demeli.Belki de denizcilik terimleri ile dolu ve İspanya,Fransa,Portekiz Krallıkları,Gırnata Emirliği,Cezayir,Tunus gibi bir çok yerde geçen bir dönemi, insanların sıkılmadan okuması için aşkla bezenmiş bir roman desek daha doğru olur.

Bizi bu güzel hikayeyle buluşturan İskender Pala’ya gelince;benim çok geç keşfettiğim,çok satanlar listesine girme amacı gütmeden yazdığına inandığım,okuduğum ilk kitabında (Katre-i Matem) bir cevherle karşılaştığımı anladığım, okurken sürekli sözlükten yararlanmak zorunda kaldığım ve her kitabında dilini biraz daha çözebildiğim gerçek bir yazar.

Kitabı yazarken çok detaylı bir araştırma yaptığı belli oluyor.(Anlatılan dönemi yaşıyormuş gibi hissediyor ve o döneme ait olmayan hiçbir bulguya rastlamıyorsanız, kendinizi yeri geliyor 1500’lü yıllarda hissedebiliyorsanız yazarın gerçekten emek verdiğini de anlıyorsunuz.) Kitabın arka kısmındaki denizcilik terimlerinin yer aldığı sözlük ve harita da okuyucunun işini kolaylaştırıyor.O sözlük olmasa birçok sahne yazıdan ibaret kalacaktı zihnimde ya da sürekli telefondan bakacaktım.Ama bu terimleri sayfaların alt kısmında verseydi daha pratik olacaktı bence (kitabın ilk yarısında her sayfada en az üç dört kez sözlüğe bakmak zorunda kalınca pratiklik önemli hale geliyor:)   ).

Daha önce Barbaros Hayreddin Paşa’ nın hatıratlarını okuduğumda gözümde korsan hikayeleri canlanmış, ve Karayip Korsanları ’ndan daha heyecanlı bir senaryo elimizin altındayken neden film haline getiremiyoruz diye hayıflanmıştım.Efsane kitabını okuyunca bu heyecanlı senaryoda eksik olan aşk kısmı da tamamlanmış oldu benim için.Üstelik yazarımız öyle güzel bir aşk yerleştirmiş ki , Yakup Ağa ’nın Midilli’de doğan oğlu Hızır’ın dünyada adı Reis olarak anılacak Kaptan-ı Derya Barba Rossa Hızır Hayreddin Paşa’ya dönüşme serüveninin içine,kimi yerlerde aşıkların sonunu denizde geçen mücadelelerden daha çok merak eder oldum. Sidi Alkala nam-ı diğer Seyyid Muradi’nin kavuşabilmek için 20 yıl boyunca mücadele ettiği, kimi zaman Billure’yi bulacakken teğet geçtiği, kimi zaman  da tam kavuşacakken maşukun özlemi vuslata tercih ettiği aşk da okuyanda ciddi bir merak uyandırıyor gerçekten.

Bu aşktan arta kalan yerlerde de sıkı bir deniz hikayesi var. Rodos şövalyelerinin öncülüğünde Sicilya, Ceneviz, Katalan ve Floransa korsanlarıyla dolup taşan Akdeniz’de bir doğu-batı çatışmasını izliyoruz.Düşmanına saygı duymayı savaşarak öğrenen iki kaptanın (Cenevizli kaptan Andrea Doria ile Barbaros)arasında geçen mücadeleye şahit oluyoruz.Öte yandan Martin Luther’in dinle ilgili 95 maddelik yeni kuralları nasıl oluşturduğunu (ki bu fikirlerin ortaya çıkma şekli hayli ilgi çekici ama hayal ürünü olma olasılığı yüksek)hayretler içinde okuyoruz.Kendini kutsal Roma imparatoru olarak adlandıran Karlos’un, Cezayir’i Barbaros’un elinden alma çabasını izliyoruz.Endülüs Müslümanlarına yapılan işkenceleri okuduğumuzda ise insanlığın daima utanılacak tarafları olduğunu hatırlıyoruz.


Özellikle sonlara doğru gözyaşları içinde okuduğum bu kitap benden tam not alıyor ve herkese tavsiye ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder