25 Nisan 2017 Salı

Osman Birinci Kitap: Aşk - Beyazıt AKMAN

Bir kitap hakkında yorum yaparken önce türüne dikkat ederim.Osman Birinci Kitap:Aşk kitabı tarihsel bir roman.Tarihi romanlar anlatıldığı dönemin özelliklerini yansıtıyorsa,edebi niteliği vardır diyebiliriz.Yani tarihsel romanlar için,psikolojik tahlillere yer vermemiş,benzetme dışında söz sanatı da kullanmamış,hiçbir edebi özelliği yok diyemeyiz.

            Konunun geçtiği zamanın özelliklerini yansıtıp yansıtmadığını, tarihi bilgilerin doğru verilip verilmediğini ise araştırma yapmadan bilemeyiz.Ya da o dönem ve kişiyle ilgili önceden bilgi sahibi olmamız gerekir.

            Bu yüzden tarihi romanlar en tehlikeli romanlardır. Gerekli bilgi birikimine sahip değilseniz, yazarın beyninize girip tahribat yapması kaçınılmazdır.Onun için hep denir ya tarih romanlardan, dizilerden öğrenilmez diye.

           Peki tarihi romanları okumanın iyi tarafı nedir? Herkes için farklıdır muhakkak ama bu tür romanlarda, tarih kitaplarında birer isimden ibaret olan kişiler ete kemiğe bürünüyor benim için.Ve o isimleri önüne geçilmez bir şekilde araştırma ihtiyacı hissediyorum.Bir nevi öğrenme arzumu kamçılıyor.Üstelik okuduğum üçüncü kitabından sonra rahatlıkla söyleyebilirim ki Beyazıt Akman heyecanımın azalmasına hiç izin vermiyor.Okuru kitaba bağlamasını biliyor.Bu kitabında da okurun ilgisini çekmek için Osmanlı İmparatorluğu’ nun kurucusu Osman’ ı farklı insanların gözlerinden anlatmış.

            Diğer kitaplarında olduğu gibi Akademisyen Beyazıt New York sokaklarında karşımıza çıkıyor öncelikle. Smithsonian Kütüphaneler ve Müzeler Kompleksi’ ne giren Beyazıt, Bir Şövalyenin Hatıratı: Mihal Kosses, The Lost Notebooks of Marco Polo, Of a Middle Ages Dervish: Yunus Emre eserlerini incelemeye başlıyor.
            Osman’ın bu kişilerin bakış açılarından nasıl anlatıldığına geçmeden önce, konuya tam olarak hakim olabilmek için, o dönem Anadolu’da neler olduğuna bir göz atmamız gerekiyor.

            Moğol saldırılarından sonra Anadolu’ya yerleşen Süleyman Şah’ın oğlu Ertuğrul Gazi , Domaniç Dağları’ nı yaylak, Söğüt yakınlarını ise kışlak olarak kullanmaktadır. O dönem Anadolu'da sadece beylikler yok. Tekfurların yani Bizans İmparatorluğu’ nun üst düzey yöneticilerinin sözü geçmekte. Ertuğrul Gazi’nin kardeşi Dündar Bey, tekfurlarla anlaşmadan Anadolu’da barınmanın mümkün olmadığını düşünmektedir.Bu yüzden kendi gibi düşünmeyen Osman’ ın Bey olmasını istemez.Osman ise içinde yanan ateşi kontrol etmeyi öğrendikten sonra tekfurlara karşı başarılı olacaktır.

             Osman’ın çocukluğundan başlayan kitapta, onun gözü pekliği, adil oluşu, ok atmadaki mahareti, güreşteki yenilmezliği,Şeyh Edebali’nin kızına olan aşkı  anlatılıyor.Ama kitaba adını veren Osman’ ın içindeki savaşma aşkıdır.Bu aşk ateşi onun önce Ermeni Beli’nde  yenilgiye  uğramasına neden olur.Ermeni Beli bozgunundan sonra ise Şeyh Edebali’nin dergahında zamanla olgunlaşır,planlar yapar.Gördüğü bir rüyayı anlattığı Şeyh Edebali ona imparatorluk müjdeler ve kızıyla evlenmesine izin verir.

            Bu arada Marco Polo ve sonradan Müslümanlığı seçen Harmankaya tekfuru Mihal Kosses bize şövalyeliğin iç yüzünü,Moğol baskınlarını,Latin istilasını,batının çirkin yüzünü anlatır.Yazarımızın barbar,içten pazarlıklı aç gözlü batılı- dürüst,çalışkan,namuslu doğulu algısı bu kitabında da kendini gösteriyor.

            Osman’ ı anlatan bir diğer kişi ise Yunus Emre.Kitapta beni en çok etkileyen karakter Yunus Emre oldu.Yaratılanı yaratandan ötürü seven,eşyanın ötesini gören,çiçekle,böcekle muhabbet eden, hayatı kalp gözüyle algılayan Yunus Emre. (Bu kitapta Yunus Emre Osman’la ilgili çok detay vermemiş sanırım ikinci kitapta anlatacak.)

            Kitaba genel olarak baktığımızda, bitmeyen bir aksiyon, kıran kırana mücadeleler,ormanda verilen yaşam savaşı,çekilen kılıçlar, hedefini hep on ikiden vuran oklar görüyoruz.Taht oyunları tadında elinizden bırakamayacağınız bir macera kitabı adeta dediğimiz anda bazı sözler dikkatinizi çekiyor.

            Diyorsunuz ki ; her şey bu kadar güzel giderken bir yazar neden kitabına ölümcül bir darbe indirir.O dönemin Anadolu’sunu,tekfurları,Yunus Emre’yi,Şeyh Edebali’yi,Marco Polo’yu Osman’ın hayatında bu kadar yerli yerinde anlatmayı başarabilmiş bir yazar neden kendi siyasi görüşünü bir ok gibi kitabın kalbine fırlatır ki…Osman’ı anlatırken neden “uzun adam” der ki.

           Tarihi roman yazan bir yazarın,bu kitap benim eserim,istediğimi yazarım deme lüksü yoktur bence.Eğer böyle bir düşünceyle yazıyorsa gelecekte var olmaya aday değildir zaten.Nasıl ki bir tarihçi objektif olmak zorundaysa,tarihsel roman yazan bir yazar da siyasi görüşünü kendine saklamalıdır.Eğer uzun adamdan bahsetmek istiyorsa o zaman onun hayatını anlatan bir kitap kaleme almalıdır.

          Ben edebiyatın siyasete alet edilmesine kesinlikle karşı duruyorum.Bir yazar, kitabında dünya görüşünü empoze etmek isteyebilir yani kendi yaşam algısını okura da bulaştırmak isteyebilir ama kendi parti tekelinden öteye gitmeyen siyasi görüşünü kimseye kabul ettirmeye çalışamaz.

            Yazarın ileride yazacağı kitaplarda aynı hataya düşmemesini umut ederek diyorum ki,edebiyatı kirletmeyelim,o bize lazım.

1 yorum: