6 Kasım 2017 Pazartesi

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

             Kitaplığımda uzun zamandır, belki yıllardır beni bekleyen Puslu Kıtalar Atlası’ na nihayet sıra geldi.Bazı kitaplara ilk birkaç sayfadan sonra, bazılarına yarısında, nadiren de olsa bazılarına son sayfalarda girebilen ben, bu kitaba daha ilk cümlede dahil oldum.
           
            “Ulema, cühela, ehli dubara; ehli namus, ehli işret, ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyanat etmişlerdir ki kun-i Kainattan 7079 yıl, İsa Mesih’ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra adına Kostantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.” İşte bu ilk cümle  etkilenilmeyecek gibi değil.Kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum. Ezberleme isteği uyandıran bir şiir gibi. Hatta şimdiye kadar okuduğun kitaplar arasında en beğendiğin giriş cümlesini söyle deseniz, kesinlikle bu cümleyi söylerdim. Kitap ilk cümleden kendini sunuyor bize. İlim, bilim, din, argo… Ne ararsan var bende diyor.

            Fantastik mi felsefik mi olduğuna karar veremediğim, iyi kurgulanmış bu roman, masal içinde masal anlatıyor gibi. Ama anlatılan hangi masal belirleyici diye sorarsanız, cevap vermek zor. Kitabın her bölümü farklı bir karakter ve farklı bir olayla başlıyor. Ama tüm olaylar gelip “ varlık” meselesinde birleşiyor.
           
            Düşünüyorum o halde varım diyen Rendekar’ın (Yani Rene Descartes’in, ama Rendekar ismi daha cazip geliyor kulağa) düşüncelerini daha da ileri götürüp, düşünüyorum o halde sadece ben var değilim, düşündüğüm için asıl sizler varsınız fikrine ulaşan, kimin gerçek kimin düş olduğunu sorgulatan Uzun İhsan Efendi’nin yazıp oğluna verdiği kitabın adı Puslu Kıtalar Atlası. Kitabı ruh halime o kadar uygun bir zamanda okudum ki, bunca yıl raflarda beklemesinin sebebi varmış meğer dedim.Var olma üzerine çok kafa yorduğum şu zamanda, düşündüğüm şeylerin ben düşünmeye devam ettikçe var olması fikri çok iyi geldi bana.

            Kitabın karakterlerine bakacak olursak, konudan daha ilginçler emin olun. 3 yaşına kadar yaramazlığından ötürü afyon ruhuyla uyutulduğu için artık hiç uyuyamayan, kendisine daha sonra Efrasiyab diyecek olan çocuk çetesinin ele başı Alibaz,

            Bir kolunda “ ah minel aşk” diğerinde "ve minel garaib” yazan küfürbaz korsan denizci Arap İhsan,

            Bir zamanlar Venedik Balyosunun katipliğini yapmış, içkiye olan düşkünlüğü yüzünden işinden olan ve başına atılan bir kerpeten sayesinde dişçilik yapmaya başlayan, insan vücuduna merak sarıp,cesetler üzerinde çalışan ve bir  anatomi kitabı yazan Kubelik,

            Osmanlı İstihbarat Teşkilatı’nın (teşkilatın yapısı ve gizliliği takdire şayan) başı Ebrehe yani Büyük Efendi ve Ebrehe’nin cehennemden kaçmak için tasarladığı ilginç fikirleri. Burada Ebrehe’nin anlattığı “boşluk”  bana Dan Brown’un Melekler ve Şeytanlar kitabındaki “ karşı madde” fikrini anımsattı.*

            Domuz eti yemeden duramadığı için Hınzıryedi lakabını alan dilenciler kethüdası,

            Kendisine sürekli yıldırım çarptığı için İstanbul’da dolaşması yasaklanan Dertli,
           
            İçtiği özel bir iksirle uyuyup,düşlerinde dünyayı dolaşan ve yaşanılan her şeyi düşlerinde yarattığına inanan Uzun İhsan Efendi ve tüm karakterlerle bir şekilde yolu kesişen, Uzun İhsan Efendi’nin oğlu Bünyamin.

            İlk birkaç sayfayı sabırla okursanız, yani yazarın diline alışmak için az bir çaba gösterirseniz, tüm karakterlere, anlatılan olaylara ,anlatma şekline hayran kalacağınız ,sizi farklı düşüncelere yöneltecek, altını çizeceğiniz birçok cümlesi olan bir kitap sizi bekliyor olacak. İyi okumalar.


* Melekler ve Şeytanlar kitabı 2000 yılında, Puslu Kıtalar Atlası ise 1995 yılında yayımlanmıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder